SAĞLIK

 

 

                                     Türkelli Sağlık Evi

 

 

 
 

sağlık evi

ve         iç

görünümü    

                                                                                                                                    Foto: Şenol BİLGİLİ

        Türkelli  Sağlık Evi Bilgileri

         Köyümüzün ilk sağlık evi 1968  yılında, Sağlık Bakanlığının sosyal hizmetler kapsamına alınmış. 14 07 1992  yılında sağlık ocağı yapıldı, hizmete açıldı.

          Sağlık evlerinde sadece bir ebe çalışır. Bizim köye sağlık evi yapılınca köye tayin olan ilk ebe Melek isminde bir ebe idi. İkinci ebe Lütfiye ebe geldi. Köyümüzde gelin olarak kaldı, Süleymanın Osman'la evlendi. Üçüncü gelen Ümmühan ebe de köyümüzde gelin olarak kaldı. Gürol Özdemir ile evlendi. Ondan sonra bir çok ebe çalıştı, gitti.

          Sağlık ocağında doktor, hemşire, ebe, hizmetli, şoför gibi personel çalıştı.

          Şu anda bir ebe bir hizmetli var, ara sırada doktor  Beşikdüzü sağlık ocağından dönüşümlü gelir.

                                                                                                                        Derleyen:  Güler ipek

 

       

        (Bir sağlık elemanı olan Güler hanımın kısa yaşamını veriyoruz. Çünkü, kızlarımızın çıkaracağı önemli dersler var.)

        Güler İPEK   (kısa yaşamı )

        Sis dağı yaylasında patar (ağaç) evinde 18.06.1957 yılında dünyaya gelmişim.

        Çocukluğum Türkelli Köyü ile  Kadırga Yaylası  arasında geçti.

        İlkokulu köyde okudum.  Orta okula gidemedim. O zaman orta okul Beşikdüzü’nde idi. Dedem kaydımı yaptırdı ama babannem okumama karşı çıktı, okula gidemedim. Ama okumayı asla bırakmadım,  ne bulduysam okudum. Eski kitaplar, gazeteden yapılmış kese kağıtları, ekmeğe sarılmış eski gazeteler, kardeşimin eve getirdiği teksas tommiks kitapları…Kısacası okumaya dair yazılı her şeyi okudum. Annem ahıra ineklerin işlerini  görmek için gönderirdi, ben hırkamın içine kitap saklar  ahırda gazelin içine oturur kitap okurdum, okumaya meraklıydım.

        Aradan dört yıl geçti köyümüze dikiş nakış kursu açıldı. Ben de  gidip yazıldım. Kursa devam ederken  kurs hocamız; Güler sen zeki bir kızsın sınav varmış, ebe okulu sınavı sende gir dedi.

        Ben de rahmetli Ethem hocaya gidip dilekce yazdırdım. Evden habersiz gönderdim. Sınav zamanı nasılsa kazanamaz gidip gezsin dediler. Trabzon’da sınava girdim. Altı yedi arkadaş idik, tek ben kazandım. Kütahya sağlık okulunu üç yıl okudum. Göreve gitmeden Nihat İPEK’le nişanlandım. 01.11.1976 yılında Kayseri / Kuşcular beldesinde göreve başladım. 1977 haziran ayında evlendim. Rize’ye tayin oldum…Orda 24.05.1978 yılında oğlum Ali doğdu. 1981 ekim ayında Trabzon’a tayin oldum. 21.12.1981 yılında kızım Ayşenur doğdu. Okuma isteğim hala devam ettiği için sağlık bakanlığına dilekce yazdım, bize sağlık meslek lisesinde bitirme hakkı verilsin diye. Dilekçeme yanıt geldi;  bana şu anda öyle bir olanak yok, milli eğitimin lisesini bitirirsen özlük hakkından yararlanacaksın diye. Milli eğitim müdürlüğüne dilekce verdim, ortaokul da fark ders verin dediler. Ortaokul fark dersleri verdim, ikinci ortaokul diplomasını aldım. Liseye baş vurdum. Lise bitirme sınavına girerek liseyi bitirdim. Sağlık meslek yüksek okuluna baş vurdum, kazandım. Açık öğretim okulunu okudum. Bu okulu okurken sağlık bakanlığı meslek liselerinde bitirme sınavı hakkı verdiler. Buraya da baş vurdum aynı sene. Bu lise bitirme sınavına da girerek ikinci lise diplomamı aldım. Tabi Yüksek okulu da bitirerek  yüksek hemşirelik diplomasını aldım. 28 yıl 5 ay çalıştığım mesleğimden 01.04.2004 yılında emekliye ayrıldım.

       Bu okulları okurken eşim Nihat İpek’in çok desteğini gördüm, kendisine  teşekkür ediyorum.

       Şimdi  sosyal işlerle ilgileniyorum.                 

                                                                                             Güler İPEK

                                                                                      Emekli  ebe / yüksek hemşire

 

SAĞLIK BİLGİLERİ

       Kalb krizi hakkında bilgilerimizi yenileyelim. Birine yararı olursa ne güzel...KALB KRİZİ

 

       Katil poşetlerdeki ölümcül zehir!

Plastik ambalajlar insan hayatını acımasızca sarıyor. Peki biz farkında olmadan kendimizi ve çevremizi nasıl zehirliyoruz? Kanser vakalarında artışın en önemli sebeplerinden biri olan plastik poşet gerçeğini ve çözüm yollarını Prof. Dr. Hamdi Temel`e sorduk. iyibilgi özel
Sanayinin ilerlemesi ile birlikte başlayan insanın doğaya yönelik acımasız tahribi artık geri döndürülmesi güç aşamalara ulaştı. İşte bu gidişata dur demek için Dicle Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitusu Müdürü Prof. Dr. Hamdi Temel plastik poşetlerle ilgili yaptığı araştırmanın sonuçlarını ve katil poşetlerden kurtulma yollarını iyibilgi`ye açıkladı.
Plastik ambalajların hem doğaya hem de insan hayatına çok büyük zararlar veriyor ve bu plastikler denizde olursa 400 yıl, karada olursa 800 yıl doğada kalıp bu süre boyunca toprağa suya zehir saçıyor, artık üçüncü dünya ülkeleri bile yasaklıyor diyen Temel`in açıklamaları şöyle:
`Kanser vakalarıdaki artışın sebebi plastik poşetler`
`Plastik poşet ve ambalajlar çok ucuza mal oluyor ve bu yüzden de üreticiler maliyeti düşürmek için genellikle plastik ambalajları tercih ediyor. Ancak uzun zamanda doğaya ve insan sağlığına verdikleri zarar yaptıkları kardan çok büyük, özellikle plastik ambalajlarda satılan yağlara çok dikkat edilmeli, eğer plastik şişe ince olursa ve bir de güneşe veya ısıya maruz kalırsa içindeki polimer maddeler yağ ile çözünüp kansorejen maddeye dönüşüyor. Son yıllarda kanser hastalarının artışının en büyük etkilerinden biri plastik ambalajlar diyebiliriz.
`Plastik ambalaj teneke kutulardan daha tehlikeli!`
`Peynir ve süt de plastik ambalajlara girdi ve bu ambalajlar süt ve süt ürünleri için çok sakıncalı. Örneğin bir de özellikle peynirde vakumlama işlemi yapılıyor, plastik ısıtılarak ürün ambalajlanırken kimyada çift ve üçlü bağlar dediğimiz bağlar çözünür ve vitamin kaybına neden olur. Bu yüzden en sağlıklısı köylerde satılan açık süt ve köy peynirleri. İkinci sırada plastik ambalaj yerine teneke peynir daha az risk taşıyor.`
`Plastik ürün ithalatı Türkiye`de giderek artıyor`
`Çok değil, daha 70-80 yıllık bir teknolojiye sahip olan plastik ürünler diğer temel maddelerle kıyaslanabilir bir tüketim seviyesine kısa bir sürede ulaştı. Plastik malzemenin hafifliği ve ucuzluğu, metal ve ağaç gibi yapı malzemelerine karşı avantaj doğuruyor. Dünyada plastik sanayii hızla gelişiyor ve Türkiye`de de plastik ürün ithalatı birçok üründe giderek artıyor. Biraz teselli verecek bir nokta ise ülkemizdeki plastik tüketiminin dünyaya göre iki kat daha az olmasıdır. Burada ele almak istediğimiz konu ise plastik ambalajların yarattığı problemler ve yol açtığı zararların en aza indirilmesi için alınabilecek bazı önlemlerdir.`
Denizlere yılda 3,7 milyon kilo plastik torba
`Daha 1975 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yeryüzünde dolaşan gemiler yılda yaklaşık 3 milyon 700 bin kilo plastik torbayı denizlere boşaltıyor. Dünya yüzeyi henüz bir plastik çöplüğüne dönüşmemişse, bunun nedeni deniz diplerinin çöplük olarak kullanılmasıdır. (U.S. National Academy of Sciences). Ancak plastik torbalar az zamanda çok uzak yerlere taşınabiliyor. Bu yüzden, Kuzey kutbunda Spitzbergen yakınlarından, güneyde Fakland adalarına kadar geniş bir çevrede, deniz yüzeyinde bu torbalara rastlanıyor.
Amerikan doğa koruma kuruluşlarının araştırmalarına göre dünyada plastik torba kullanım adedi yılda 500 milyon ila bir milyar arasında değişiyor. (National Geographic News, September 2, 2003).`
Plastik su şişelerindeki kanser riski
`Plastik ambalajların zararı çevreye yayılarak kirletmek düzeyinde kalmıyor. Örneğin PVC şişeler sıcak kalıplamayla yapılıyor. Bu işlem esnasında gaz haline dönüşen uzun zincirli klor bileşikleri sıkışarak şişe içinde kalmaktadır. Eser oranda çözülme ihtimali vardır ki, klor gazı kanserojen özellik taşır. Su alırken de çok dikkat etmek gerekiyor çabuk kırılan, şekli bozulmuş, güneşe maruz kalmış pet şişelerden uzak durulmalı ve imal tarihi ile son kullanma tarihine çok dikkat gerekiyor.`
Hayvanların da katili
`Plastik torbalar ise ışık altında kimyasal çözünmeye uğrar. Zaman içinde daha küçük ve daha zehirli petro-polimerlere bölünürler. (CNN.com/technology November 16, 2007). Dolayısıyla toprak ve suyumuz zehirlenir. Sonuçta bu mikroskopik zehirli parçacıklar besin zincirine girer. İşte o zaman doğal hayatın geleceği tehlikededir. (World Wildlife Fund Report 2005). Çevreye saçtığımız bu atıklarla bilmeden bir veya birçok hayvanın katili olabiliriz. Plastik torbaların çevreye saçılması nedeniyle balina, yunus, fok gibi memeli hayvanların yanı sıra balıklar ve deniz kaplumbağaları gibi 200 farklı deniz canlısının hayatı tehlikeye girmektedir. (World Wildlife Fund Report 2005). Çöpten beslenen kara hayvanları veya kuşlar da bu tehlikeden etkilenmektedir.`
`Geri kazanılan plastikle çocuk oyuncağı üretmemek gerekir`
`İnsanların ucuz ve kolay bulduğu bir ambalajlama ve taşıma aracı olan plastik poşetler birkaç dakika veya birkaç saat kullanılıyor. Oysa bu kısacık kullanımın bedeli çok ağır. Plastik poşetlerin doğaya tekrar karışması 400 ila 1000 yıl sürüyor. Bu soruna birçok çözün araştırılıyor: Çöp dağlarını küçültmek için geri kazanım, ya da imha... Geri kazanım pahalı bir yöntemdir. Bir ton plastik torbanın işlenme ve dönüşümü dört bin dolara mal olurken, aynı ürün marketlere sadece 32 dolara satılmaktadır. (Jared Blumenfeld- Director of San Francisco`s Department of the Environment). Ayrıca geri kazanılan plastikle çocuk oyuncağı üretmemek, sera örtüleri yapmamak, sağlık ürünü ya da yiyecek ambalajında kullanmamak gerekir. Plastiğin imhası gelişigüzel yapılamaz. Çöplüklerde bozunma ürünleri ve metan gazıyla birlikte kendi kendine tutuşur ve düşük sıcaklıklarda yanarsa toksik gazlar açığa çıkar. İdeal olan plastik maddeyi 1400 derecede yakmaktır, 900 derecede bile iki saniyeden fazla yanma olmazsa zehirli gazların açığa çıkması önlenemez.`
`Sadece Avrupa Değil Üçüncü Dünya da Yasaklıyor...`
`Sokakları, caddeleri, kırsal alanları ve denizleri kaplayan bu amabalaj çılgınlığı ve çöp dağları dünyanın her yerinde rahatsızlık yaratıyor ve nihayet önlemler alınmaya başlanıyor.

     --Dünyanın en kalabalık ülkesi Çin yasaklama yoluna gidiyor. Çin hükümeti 1 Haziran`dan başlayarak 0,025 milimetreden daha ince plastik poşet üretmeyi ve marketlerde satışını yasakladı. Kuralı ihlal eden firmalara ceza verilmesi öngörülüyor. Çin, sadece torbaları paralı yapmakla, her yıl 37 milyon varil petrolü tasarruf edecek. (CNN.com/asia January 9, 2008).
   --Norveç, Avustralya, Bangladeş, Ruanda, İsrail, Kanada, Batı Hindistan, Botswana, Kenya, Tanzanya, Güney Afrika, Uganda, Taywan ve Singapur`da plastik torba kullanımı yasaklandı ya da yasaklanma yolunda adımlar atıldı. (PlanetSave.com February 16, 2008).
   --San Francisco, tüketmenin kutsal bir özgürlük sayıldığı Amerika`da, 27 Mart 2007`de plastik torba kullanımını yasaklayan ilk kent oldu. (NPR.org National Public Radio).

   -- Oaklanda ve Boston ise yasaklama yolundalar. (The Boston Globe, May 20, 2007). İrlanda, 2002 yılında Avrupa`da bir ilk olarak plastik torbaları `plastax` ismiyle vergilendirdi ve sonuçta kullanımını % 90 oranında azalttı. Bu yılın sonunda Paris`te 2010`a kadar bütün Fransa`da peyder pey yasaklama uygulamaya geçecek.`
`Çözüm file ve bez torbada`
`Türkiye, dünyadaki bunca deneyim ve görece düşük plastik torba tüketimi açısından şanslı sayılabilir. Değişik ülkelerin deneyimlerinden ders çıkarabiliriz. Örneğin, mağaza zincirlerinde ince poşetin kullanımını tümden kaldırıp, daha kalın ve kaliteli poşetin de parayla satılması uygulamasına geçilebilir. File ve bez torba kullanımına geri dönüş yapılabilir.
   Bez torba kullanmakla:
-HAFTADA 6 plastik torbayı kullanımdan çıkartmış oluruz. Bu da
-
AYDA 24 torba
-YILDA 288 torba, ortalama bir yaşam sürecince, yani
-
HAYATTA 22 bin 176 torba eder.
-ÜLKEMİZDE her beş kişiden biri bunu yapsa yaşamımız süresince 31 milyar 46 milyon 400 bin plastik torbadan kurtulmuş/kaçınmış oluruz.
* Bu çerçevede başlangıç adımı olarak, örneğin valilikçe büyük market yönetimleriyle biraraya gelerek, kaliteli ve paralı poşet uygulamasına geçilebilir. O her yanı kaplayan ince poşetler büyük satış merkezlerinin öncülüğünde ortadan kaldırılabilir.
* Yılbaşı promosyon siparişlerinin de verildiği şu günlerde, firmalara ajanda, kalemlik, çakmak vs. yerine üzerine firma logosunu bastırarak bez torba dağıtmalarını önerebilirim.
* Dicle Üniversitesi olarak biz de bundan böyle gençlerle yahut akademisyenlerle düzenlediğimiz etkinliklerde birinci promosyon malzemesi olarak bez torbayı tercih edeceğiz.`

                                                                                                            Garezenu Gülsen gönderdi

 

  Köksal TOPAL     gönderdi...kronobiyoloji...     Vücudun 24 saati...     

 Gönderen: Nebahat KURT ÇETİN

Bilginize & faydalı olabilir...Denemekten zarar gelmez...

Prof. Dr. Ahmet Ercan da kullanmıs.

http://www.yeraltiaramacilik.com/index.php?mod=HaberDetay&ID=570&haber=1


        MALZEME

-2 Litre limon suyu,

-40 diş soyulmuş ve ezilmiş sarımsak

-Cam kavanoz

       YAPILIŞI

Ağzı sıkı kapanan koyu renkli veya üzeri kağıtla kapatılmış bir kavanoz lazım. Limonların
suyunu iyice sıkıp kavanoza doldurunuz, soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan ve ezerek limonun içine atıp kavanozun kapağını kapatıyoruz, 25 gün boyunca normal ılık bir yerde saklanıp her gün çalkanacak, (sarımsaklar iyice erimiş olacak) 25 gün sonra kavanozu açıp her sabah aç karnına yarım veya içebiliyorsa bir çay bardağı içiyoruz kavanoz bitene kadar içilecek, kapağı hep kapalı olacak, kavanoza asla su, şeker v.b. karıştırılmayacak ancak çay bardağına aldığınız kısmını dilersek sulandırarak içebiliyoruz bunu içtikten sonra en az yarım saat bir şey yiyip içilmeyecek, yarım saat geçtikten sonra kahvaltı yapılacak mümkünse her sabah aynı saatte içilecek.

% 100 KANITLANMIŞ YARARLARI

1-Tüm damar iltihapları (vaskülir) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.
2-Kolesterol ve lipidi düşürüyor zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor (bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor bu dönemde diyete dikkat etmek gerekiyor) şekeri düşürüyor, pankreasın yenilemesini sağlıyor.
3
-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor idrar söktürüyor vücuttaki şişkinlik ve tüm dokulardan ödemi kaldırıyor.
4-Helycobacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek mide ve on iki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.
5-Tüm romatizmal iltihabı önleyip, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem düzeylerinin yenilenmesini sağlıyor her türlü ağrıyı kesiyor.
6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerinin yenilenmesini sağlıyor sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri-refleks hızını artırıyor,felçlere ve VERTİGO'da fayda veriyor.
7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece kuvvetlendiriyor, ve her türlü alerjiyi özellikle damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden kesiyor, kansere karış tüm vücudu koruyor.
 

         N O T : Karışımı hazırlayanın babasının koroner by-pass ile üç damarı değişecekken bu karışım sayesinde %100 tıkalı damarları açılmış.

Karışım hazırlandıktan sonra sarımsaklar erir, koku etrafa yayılmaz. Kullanan üç kişi ile görüştüm hep son derece memnun olduklarını adeta gençlik iksiri olduğunu söylüyorlar. Bunu ilk defa Rus doktorlar bulmuş ve uygulamışlar şimdi ABD'de uygulanmaya başlamış, tıp de devrim yaratacağı öyleniyor ve sarımsak limon karışımından oluşan maddelerin kimyasal yapısı
çözülmeye çalışılıyor.

Dr. Sencer TEPE
Sağlık Bakanlığı Daire Başkanı

 

    Nebahat KURT      gönderdi...Sağlıkta önemli bitkiler ve değerleri...Klikleyiniz..
   Garazenu Gülsen     gönderdi...sonumuzu hazırlıyor...korkunç ... bu sunumu izleyiniz...  plastik torba   

     Aşağıdaki yazıyı da Gülsen gönderdi

Kansere karşı cebinizde bir elma bulundurun
İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Erkan Topuz, Türkiye’de “kanser” denince, ilk akla gelen isimlerden...

Gelişen tedavi yöntemleriyle, yakın gelecekte genetik kökenli kanserlerde riski yok etmenin mümkün olacağını söyleyen Prof. Dr. Topuz, kanserle mücadelede en önemli unsurun sağlıklı besleme olduğunu vurguluyor.

Bir araştırmada Ekvator’da yaşayan “Laron” cücelerinin kansere karşı bağışıklı olduğu ortaya çıktı. Gelecekte bu kişilerdeki gen araştırılarak kanserin tamamen ortadan silineceği iddia edildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Buradaki olay, bu kişilerde büyüme faktörlerinin olmamasıdır. Büyüme faktörlerinin genellikle kanserojen bir etkiye sahip olduğunu biliyoruz. Büyüme faktörlerini gelişigüzel kullanmaktayız. Mesela, büyüme faktörleri hayvanlara verilerek süt oranları artırılıyor, yağlanmaları ve irileşmeleri sağlanıyor. Bunlar da dolaylı olarak insan vücuduna geçmektedir. “Growth” faktör (büyüme faktörü), aynı zamanda insülinle beraber kan şekerinde de oynama yapıyor. İnsülinle birlikte büyük oranda şekerin düşüp yükselmesinin de kanserde önemli rol oynadığını görüyoruz. Beyaz şeker, en önemli kanserojen maddelerden bir tanesi. Diyabetiklerde genellikle bu şeker oynamalarında riskin daha fazla olduğunu biliyoruz.


Laron’lardaki “gen”in keşfedilmesi ile bütün kanser türlerinin yenilebileceği doğru mu?
Bu çok ileriki çalışmalarda “teorik” olarak düşünülebilecek şeylerdir. Genlerdeki oynamalarla belki ileride bir ümit ışığı doğabilir. Ama bizim yapacağımız genelde diyetlerde ve beslenme alışkanlıklarıyla kanseri uzaklaştırmaktır.


10-20 sene sonra, genetik oynamalarla, kanser türlerinin yenilebileceği açıklamasını makul görüyor musunuz?
Meme kanseri, kolon kanseri, “over kanseri” (kadın yumurtalık kanseri), prostat kanseri, en başta gelen genetik kanserlerdir. Tabii bunlarda erken tedbirlerle, gen faktörünün ortaya çıkaracağı riski yok etmek mümkün olabilir. Veya bu risk en aza indirilebilir. Bunlar da diyetle başlar. Eğer ailede bir “kolon, prostat, meme kanseri” veya “over kanseri” varsa, çocukluktan itibaren özel bir beslenme diyeti uygulamak gerekir. Gökkuşağının yedi rengini tüketmemiz lazım. Kırmızı etten, tuzlanmış gıdadan ve beyaz undan kaçmalıyız. Ayrıca trans olan margarinden de uzak durmalı. Muntazam hayat yaşamamız lazım.


Muntazam hayattan kastınız nedir?
Gece hayatı ve büyük yorgunluklar, büyük stresler vücudun bağışıklık sistemini yıkan olaylardır ve kansere zemin hazırlar. Sık sık grip geçirmek de kanser riskini artırır. Bu nedenle bünyemiz güçlü ve tehlikelere karşı vücudun bağışıklığı sağlam olmalıdır. Bu da ancak doğru beslenme ve muntazam bir hayatla olur. Aşırı alkol ve sigara tüketmek en büyük tehlike...



Gece çalışanlar en az 7 saat uyumalı, 3-4 öğün yemeli

Hangi meslek grubunda çalışanlarda kanser riski daha yüksek?
Toksit, boya, kimyasal madde üreten fabrikalarda çalışanlar, evleri otobana 500 metre ile daha yakında bulunanlar ve saatte 20 bin aracın geçtiği otoban kenarında oturanlarla yapılan yeni bir çalışmada, bu kişilerde kanser riskinin 3 kat daha fazla olduğu ortaya çıkmış. Çünkü mazotlu araçların toksidesi doğrudan kanser riskini artırıyor. Çocuklarin tişörtlerine yazılan boyalı yazılar bile kanser riski içeriyor.


Meslekleri gereği gece çalışanlar ne yapmalı?
Bir kere sonrasında en az 7 saat uyumalılar. Beslenmelerine çok önem vermeliler, günde 3-4 öğün yemek yemeliler. Sebze ve meyveleri düzenli olarak tüketmeliler. Cebinizde bile elma taşımalısınız. Hafif sporlar, doğa gezileri, yürüyüşler ve yüzme en faydalı sporlardandır. Sabah kahvaltısı yapmadan asla dışarı çıkmayın. Domatesinizi, peynirinizi, zeytininizi, yeşil biberinizi ve yumurtanızı yiyin. Belli aralıklarda, fast-food’tan kaçarak sebze ağırlıklı ve beyaz ete, balığa yönelik bir gıda rejimi takip edin. Bu sizin genetik bozukluğunuzu bile zaman içerisinde düzeltebilir. Günde en az yarım kilo ev yoğurdu yemeliyiz. En uzun yaşayan insanlar “yoğurt yiyen” insanlardır.


Sentetik madde içeren yastık, yorgan ve yataklar riski artırıyor

Evimizde kullandığımız maddelerin hangileri kanser riski içeriyor?
Mutfak eşyalarında da kanser riski yüksek. Mesela, elektronik radyo çalar bile bir yerde kanserojen. Özellikle, sentetik halılar. Deterjanla silindiğinden kanserojen nitelik kazanıyorlar. Sirke ile silmemiz gerekir. Bunun dışında duş jeli de tehlikelidir. Koltuk altı deodorantları ve rujlar. Rujlar, kadınlarda kömür katranı ihtiva ediyor. Allık ise asbest içeriyor. Kuru temizleme, elbise ve leke çıkarıcılara çok dikkat etmeliyiz. Teflon tavaların çizilmişleri ve eskimişleri kanserojen. Hatta yumurtayı bile bu tavalarda aşırı kızartmak ve ekmeğin az miktarda yanması bile kanserojen. ,


Peki içtiklerimiz...
Musluk suyuna çok dikkat edilmeli. Çünkü klorlu. Yattığımız yorganlar, yastıklar, sentetik yatakların hepsinin içerisinde sentetik maddeler var. Bu yüzden, atalarımızdan kalan pamuklulara dönmemiz gerekiyor. Çünkü leke tutmayan yastıklar, doğrudan doğruya kimyasal koruyucularla parlatılıyor. Diş parlatıcıları, tırnak cilaları da kanserojen madde bulundurur.


Okul çantaları keten, termoslar ise çelikten olmalı

Okul dönemi yeniden başladı. Çocuklarımız için nelere dikkat etmeliyiz?
Çocuklarımızın okula giderken yemek götürdüğü sefer tasları, termoslar muhakkak çelik olmalı. İçine taze sıkılmış meyve suları konmalı. Okul çantaları kesinlikle keten alınmalı. Çocuklarımızın ayakkabıları PVC ihtiva etmemeli. Keten ve pamuk giysiler tercih edilmeli.


Okul çağındaki bir çocuk için kanser tehlikesi yaratan faktörler nelerdir?
Çocuğun yanına et koyuyorsak, en az 5 kap da sebze veya meyve koymalıyız. Ayrıca yanına yoğurt da eklemeliyiz. Dışarıda patates kızartması yenilmesi yasaklanmalı, ancak ara sıra evde yapılabilir. Çocuklarımıza balık, tavuk ve hindi etleri yedirmeliyiz. Çamaşırlarını yıkarken genellikle zeytinyağlı deterjanları tercih edelim. Vücudunu da bebek ve zeytinyağlı şampuanlarla yıkayalım. ABD’de büyük firmalar plastik oyuncak üretimini durdurdular. Artık Amerika’da çocuklar PVC’li ayakkabı giymiyorlar.



Keneden korunalım derken çocuklarımız kanser olacak

Yaz aylarında sık rastladığımız sinek ilaçlama araçlarından çıkan gazların kanser riski nedir?
Doğrudan doğruya kanserojendir. ABD’de bütün böcek ilaçları ile yeşil sahaları ilaçlamışlar. Bu ilaçlanan alanlarda görülmüş ki, çevrede oynayan çocuklarda kanser oranı daha yüksek. Mesela, golf sahaları aşırı miktarda ilaçlanıyor. Bizde de son zamanlarda keneden dolayı bilinçsizce bütün çocuk bahçeleri aşırı miktarda ilaçlandı. Bu ilaçların birçoğu keneleri öldürücü etkiye bile sahip değil. Ama biz gelişi güzel olarak bütün çocuk bahçelerini ve bütün çayırları ilaçladık. Biz burada “keneyi yok edelim” derken, tabiat dengesini koruyan bazı faktörleri de yok etmiş olduk. Ve buralarda oynayan çocuklarımızı da böyle bir kanser riski içine atmış olduk.
 

 

 Köksal TOPAL  gönderdi

Kiraz, Aspirinden 10 kat daha faydalı Vitamin ve minarel deposu olan meyvelerin faydaları say say bitmiyor
 
 
Vitamin ve mineral deposu olan meyvelerin faydaları saymakla bitmiyor. Yaz aylarının vazgeçilmez meyvelerinden biri olan kiraz güçlü bir ağrı kesici. 20 kirazda 12-25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunuyor ve bu maddenin ağrı kesici etkisi Aspirin'den on kat daha fazla.
 
Afyonkarahisar Özel Fuar Hastanesi dahiliye uzmanı Dr. Mustafa Şahin,vücudun başlıca düşmanı olan kolesterolün hiçbir meyvede olmadığını söylüyor. Dr. Şahin, meyvelerin doğal şeker içerdiğini, ne kadar çok meyve tüketirse beyindeki sinir hücrelerinin de o kadar geliştiği ve meyve yemenin hafızayı canlandırdığını belirtiyor. Meyvelerin mükemmel
lif kaynağı olduğunun altını çizen Şahin, vitamin ve mineral açısından çok zengin olan meyvelerin kalorilerinin az olduğunu ve kilo aldırmadığını ifade ediyor. Dr. Mustafa Şahin, güçlü bir ağrı kesici olan kirazda 20 kirazda 12-25 miligram arası antosiyanin maddesi bulunduğu ve bu maddenin ağrı kesici etkisinin Aspirin'den on kat daha
fazla olduğu söyledi.
 
Kolesterolü ve kan şekerini düşüren kirazın, kabızlığı da giderdiğini vurgulayan Şahin, kirazda bulunan flavanoidlerin vücuttaki zehri temizlediğini ve antioksidan etki yaptığını kaydetti. Kirazın nikotinin vücuttan atılmasına yardımcı olduğunu bildiren Şahin, "Böbreklerin taş ve kum yapmasını önler ve varsa zamanla döker. Safra kesesi taşının dökülmesine de yardımcı olur. Ayrıca yüzde oluşan sivilcelerin giderilmesini sağlamaktadır." dedi.
 
HANGİ MEYVENİN NE YARARI VAR?
 
Çilek: Strese iyi geliyor, sakinleştirici etkisi var. Sigara dumanının etkilerini azaltıyor. Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması öneriliyor. Çocuk felci ve ağız-deri yaralarına yol
açan virüsleri öldürücü etkisi bulunuyor. Kansere yakalanma riskini azaltıyor, mide ve bağırsak zayıflıklarını gideriyor. Safra kesesi hastalıklarına iyi geliyor ve yüksek ateşi düşürüyor. Dişlere ve diş etlerine iyi geliyor, diş taşlarının oluşmasını engelliyor ve cilde canlılık kazandırıyor.
 
Karpuz: Böbreği temizliyor, astım, damar tıkanıklığı, diyabet, kolon kanseri ve kireçlenme gibi hastalıklara iyi geliyor. Bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Karpuz çekirdeklerindeki Cucurbocitrin adlı madde kan basıncını düşürmeye ve düzenlenmeye yardımcı oluyor.Kabuğundaki çinko, iktidarsızlığa iyi geliyor.
 
Kavun: Kanı temizliyor ve antioksidan özelliği bulunuyor. Endişe ve uykusuzluğa iyi geliyor, bağırsak ve cilt kanserine karşı tavsiye ediliyor.
 
Şeftali: Kalp rahatsızlıklarına ve kansere karşı koruyor. Sindirim sistemini çalıştırıyor ve hazmı kolaylaştırıyor. Böbreklerin ve safra kesesinin düzenli çalışmasını sağlıyor ve idrar sökücü.
 
Kayısı: Kan yapıcı ve kansızlığa iyi geliyor. Güzel bir cilt ve saç için olumlu etkileri bulunuyor. Özellikle akciğer kanseri, kalp hastalıkları ve kataraktın önlenmesinde yardımcı oluyor. Kemik erimesinin önlüyor, sinirleri gevşetiyor ve uyku veriyor. Kabızlık çeken ve sindirim sisteminde sorun yaşayanlar için faydalı. Sabahları aç karnına yenilen kuru kayısı sindirim açısından faydalı olmanın yanı sıra cilde de canlılık katıyor.
 
Muz: Kalp ve kas sistemine yararlı. Yorgunluğa ve ishale birebir. Yüksek tansiyonu önleyici özelliğe sahip. Uykuyu düzene sokuyor, ülseri önlüyor ve ülser yaralarının tedavisine yardımcı oluyor. Kolesterolü düşürüyor ve migren ağrısına faydalı. Böbrek ve eklemlerdeki iltihaplanmalarda tedavi edici özelliğe sahip.
 
Kivi: Başlı başına bir C vitamini deposudur. Bir adet kivide günlük alınması gereken C vitamini ihtiyacından fazlası bulunuyor. Kivinin bitkisel besinleri DNA'yı koruyor. Antioksidan özelliği bulunuyor ve kan şekeri kontrolü için yararlı. Kolon kanserini engellenmesine yardımcı oluyor. Astıma karşı koruma sağlıyor, kan inceltici özelliğiyle kan pıhtılaşması riskini önemli bir şekilde düşürüyor ve kandaki yağ miktarını azaltıyor.
 
Vişne: Şeker oranı kirazdan düşük olduğu için daha az kalori içeriyor. Ateşi düşürüyor ve susuzluğu gideriyor. Koyu renkli vişneler, açık renklilere oranla daha fazla mineral içeriyor.
 
Armut: Kalp, damar sağlığı, alçak kan basıncı ve fiziksel performansa iyi gelen vitaminleri barındırıyor. Yüksek tansiyonu olanlar ve böbreklerinde sorun yaşayanlar için faydalı. Kansızlığa ve kabızlığa iyi geliyor.
 
Üzüm: Böbreklerin çalışmasını uyarıp kalp atışını düzenliyor. Karaciğeri temizliyor. Siyah üzüm, kabukları ve çekirdekleriyle
yenirse hücre yeniliyor. Sindirimi kolaylaştırıyor, kansızlığı gideriyor ve bebeklerin gelişimi için çok faydalı.
 
İncir: Bağırsakları çalıştırıyor, enerji veriyor ve cinsel güce yardımcı. Yüksek kan basıncını düşürüyor, kemik yoğunluğunu artırıyor.
 
Ananas: Bakteri ve parazitlerle savaşmaya yarıyor. Sindirimi kolaylaştırıyor, iltihaplanma riskini azaltmada ve yaraların hızla
iyileşmesini sağlamada etkili.
 

KazimTOPAL gönderdi

Coca Cola yerine virüs içiyoruz

         DIŞ HABERLER
Coca Cola'nın sırrı çözüldü ve formülün içinden birçok hastalığa neden olan madde çıktı. İçeceğin içerisinde bulunan E211 (Sodyum Benzoat) maddesinin siroz, parkinson ve DNA'da bozukluklara yol açtığı belirlendi.

Piyasaya çıktığı ilk günden beri içerisindeki katkı maddelerini bir sır gibi saklayan Coca Cola firması gelen yoğun tepkiler üzerine E211'in üründen çıkartılacağını açıkladı.

EKLEYELİM...

18 Haziran 2006 tarihli haberi Mesude Erşan  (bir Gazetede) yazmış:

''Fransa, okullarda gazoz ve şekerleme makinelerini yasakladı. En büyük gazlı içecek üreticileri PepsiCo, Coca-Cola, Cadbury Schweppes mayıs ayında gönüllü olarak ABD'deki okullarda gazlı içecek satmayacaklarını açıkladı. 2010'da hiçbir Amerikan okulunda gazlı içecek satılmayacak. ABD Kongresi çocuklara yönelik ürünlerle ilgili yasal düzenlemeler hazırlıyor. Yeni Zelanda Sağlık Bakanı Pete Hodgson , 2008'den itibaren tüm okullarda gazozların yasaklanması için çalışmalara başlandığını açıkladı. Avustralya okullarında gazoz ve her tür sağlıksız gıdanın satış yasağı 2007'de başlıyor. Hindistan'da Gıda ve İlaç Dairesi, Maharashtdra ve Delhi'deki okullara gazlı içeceklerin yasaklanması talimatını verdi. İngiltere'de (..) 2007'de tam yağlı süt, cips, çikolata ve gazozların kantinde satışı yasaklanacak. TV ve radyoda 21.00'den önce kolalı içecek, şekerleme reklamlarının yasaklanması gündemde.''

Herhalde Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Yeni Zelanda, Avustralya, Hindistan ve İngiltere gibi ülkelerin sağlık yetkililerinin bir bildikleri olmalı. Adamlar kendi ürettikleri ürünü kendi çocuklarına ''zararlı'' diye içirmiyorlarsa BİZ neden içeyim? Hele Türkiye gibi bir meyve ve meyve suyu cennetinde yaşarken.

****

...pas sökücü, sinek kalıntısı temizleyicisi vb. olarak... gençlere lıkır lıkır içirtiyorlar deterjan niyetine kullandığımız o ''tadına doyulmayan'' (!) sıvıyı. ''Bizim'' ''Cola Turka'' yı da doğal ki unutmayalım. Eski para koleksiyoncusu biri söyledi; o, ''Cola Turka'' yı eski metal paraları temizlemekte kullanıyormuş. Anlattığına göre paraları ''Cola Turka'' dolu bir bardağa atıp bir-iki gün bekletmek başarılı sonuçlar veriyormuş.

 

Garazenu Gülsen gönderdi

      zehirliyoruz kendimizi

      MSG diye bi katkı maddesi var. Mono Sodyum Glutamat. Yiyeceklere konunca tadının beyin tarafından güzel algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu farketmiyor, neye konsa tadı güzelmiş gibi geliyor. O yüzden üreticiler en berbat
ürünlere dolduruyolar bunu.Bu zararların hepsi çok sayıda çalışmayla kanıtlanmış ve bununla ilgili bir rapor Dünya Sağlık Örgütüne sunulmuş durumda.

     Internette araştırılabilir: ZARARLAR:

     - Bu madde nörotoksin. Sinir hücrelerine zarar veriyor. Yol açtığı hastalıklar merkezi sinir sistemi tahribatı ve   buna bağlı olarak Alzheimer, Parkinson, Huntington hastalıkları, Sara (epilepsi).

     - Retinal dejenerasyon (göz retina tabakası hasarı)

     - Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite

     - Büyüme hormonu baskılanması- Pankreas hasarı, insülinde
artış ve buna bağlı olarak diyabet

     - Böbrek ve karaciğerde hasar-
      Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor yani bebek de aynı etkilere maruz.

       ŞU AN PİYASADAKİ NEREDEYSE TÜM CİPSLERDE BU MADDE VAR.
       GÜVENLİ OLDUĞUNU İDDİA EDEN CHEETOS'U BİLE KONTROL ETTİM, VAR. TADINI
GÜZELLEŞTİRMEK İÇİN HEPSİ KULLANIYOR.İÇİNDE BULUNDUĞU DİĞER ÜRÜNLER KONUSUNDA BİLGİM YOK, ETİKETLERİ KONTROL ETMEKTE FAYDA VAR.BU ZARARLAR ORTAYA ÇIKINCA MADDENİN İSMİNİ DEĞİŞTİRMEYE BAŞLADILAR.İÇİNDE MSG, MONO SODYUM GLUTAMAT,
GLUTAMIC ASİT ...

       KISACA GLUTAMIN VEYA GLUTAMAT BULUNAN ŞEYLERDEN UZAK DURULMALI !!!!!
 

 

Hareketlilik zekâdan değil, zehirden!

Selçuk Üniversitesi'nden Doç. Dr. Atabek, günümüz çocuklarının hiç olmadığı kadar çok toksik maddeye maruz kaldığını ve bunun aşırı hareketliliğin de aralarında olduğu sorunlara neden olduğunu açıkladı: 'Hormonlu yiyecekler, plastik oyuncaklar, laminant parkelerle çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyoruz'

KONYA - Selçuk Üniversitesi (SÜ) Meram Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Emre Atabek, çocukların anne karnında çevresel faktörlerden etkilenmeye başladığını ve bu durumun hormonal gelişimleriyle sağlıklı büyümelerini olumsuz etkilediğini söyledi.
Çocukları doğrudan etkileyen çok sayıda faktör bulunduğunu belirten Atabek "Dedelerimiz ve anneannelerimizde görülmeyen 500 farklı toksin madde çocukları zehirliyor" şeklinde konuştu. Bu maddelerin doğrudan beyni etkilediğini söyleyen Atabek, günümüzdeki çocukların aşırı hareketliliğin, zekâ değil zehirlenme göstergesi olduğuna dikkat çekti.
 

'Laminant parke tehlikeli'
Zehirli maddeleri vücuttan atacak enzimlerin hâlâ bilinmediğini de belirten Atabek, "Çocuklar ağızdan soluk aldığı için maddelerin tamamı vücuda girer. Bu yüzden çocukların vücuduna giren zararlı madde çok yoğun" dedi.
Kurşun, cıva, elektronik, plastik ve tekstilde kullanılan kimyasallar, böcek ilaçları, zirai ilaçlardan yayılan toksin maddelerin su, gıda ve solunumla vücuda alındığını belirten Doç. Dr. Atabek şöyle konuştu: "Hormonlu yiyecekler yüzünden çocuklarımızı kendi elimizle zehirliyor, sağlıklarını tehdit ediyoruz. Çocukları anne karnından zehirlemeye başlayan plastik oyuncaklar, laminant parkeler, kimyasallar yüzünden gelecekte anormal ve ölü doğumlar artacak. Özellikle laminant parkeler ciddi tehlike oluşturuyor. Laminant parkeler, çöplerin preslenmesiyle yapılıyor. Bunlar yapıştırılırken kullanılan kimyasallar, boyu kısa olduğu için yere yakın olan çocukları zehirliyor."
 

Cips, kilolarca yağ demek
Antalya'da düzenlenen 5. Metabolik Sendrom Sempozyumu'nun gündeminde de çocuk yaşlarda başlayan metabolik sendrom vardı. Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, şunları söyledi: "Çocuklarımız hayatlarının ilerleyen bölümlerinde ciddi problemlerle karşı karşıya kalabilir. Anne adaylarının kesinlikle sigaradan uzak durması gerekiyor. Gebelikte fazla kilo alınması da çocuğun metabolik sendromla tanışma riskini arttırıyor. Okul kantinlerindeki yeme alışkanlıkları, çocukların egzersiz yapmaması, bilgisayar başında çok zaman geçirmeleri de önemli nedenlerden. Araştırmalara göre cips yiyen bir çocuk senede dokuz kilo yağ alıyor." (Yaşam Servisi, aa)

 

Mustafa SAĞLAM gönderdi...

          NASIL KANSER OLUNUR?                                                     05 Mart 2008 Çarşamba 10:28

'Gerçekleri açıklarsam Türkiye sarsılır' diyen Prof. Topuz, öyle şeyler söyledi ki; göz göre göre kanser oluyoruz...
'Gerçekleri anlatırsam Türkiye sarsılır'

Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı...

Esra Ceyhan'ın Kanal D'deki programına konuk olan İ.Ü. Onkoloji Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Erkan Topuz, yine herkesi ekran başına kilitleyen açıklamalar yaptı.

Topuz, kanserle mücadelenin anne karnında başladığına dikkat çekerek hamile kadınların ve bebek sahibi insanların evde dikkat etmeleri gereken noktaları anlattı.

Erkan Topuz, bulaşık deterjanlarından, halıların temizliğine kadar çok önemli ayrıntılardan bahsetti. 'Benim mücadelem bu yaştan sonra halkımızı kanserden korumaktır. Kanser tedavisi sonra geliyor. Bir korunma bin tedaviden evladır. Bunları ilk defa duyuyorsunuz ama gerçek bunlar. Ben bunları kendimi bu işe adadığım için anlatıyorum. Bu anlattıklarımı Türkiye ilk defa duyuyor. Belki dünyada da çok az duyan vardır' diyen Prof. Dr. Erkan Topuz, herkesi şaşırtan açıklamalar yaptı.

'Ben gerçekleri anlatıyorum. Ama çok fazla anlatmıyorum çünkü her şey sarsılabilir Türkiye'de' diyen Topuz'un sarsıcı açıklamaları şöyle:

-Evde sokakta giydiğimiz ayakkabılarla dolaşmamalılar. Eğer evde ayakkabı ile geziyorsak dışarıdan geldiğimiz ayakkabıları çıkartıp başka bir ayakkabı giymeliler. Çünkü dışarıdan giydiğimiz ayakkabı ile eve soktuğumuz pestisitler kanserin en önemli sebeplerinden bir tanesidir. (Pestisit: Tarım ürünleri, kimyasallar, egzozdan çıkan gazlar vs)

-Kanserle mücadele anne karnında başlıyor. Anne adayları aşırı miktarda vitamin almaktan kaçınsınlar. Çünkü bilinçsizce alınınca vitaminin içindeki kobalt, bazı aşırı miktarda minareller... Doktor bir tane yut diyordur ama çocuk gelişsin diye bir kaç tane yutuyorlar. Bu çocukta birikime sebep olabilir ve kansere neden olabilir.

-Gökkuşağının 7 rengini, ne buluyorlarsa, hepsinden günde en azından 3-5 tane yesinler. Her bir renkte bir şeyler var.

-Kırmızı et alsınlar gebeler haftada 2 kere. Özellikle balıkla beslensinler. Sağlıklı bir insanın kansere yakalanmaması için, bebeğin daha anne rahmindeyken vücudunun direncinin artması ve zehirleri alarak bağışıklık sisteminin bozulmaması lazım.

-En tehlikeli yer halıdır. Halı bütün pestisitleri tutar. Bu nedenle halıların temizliğine dikkat ediniz. Kesinlikle deterjanla temizlemeyin. Sirkeli su ile silin.

-Deterjan kullanınca muhakkak eldiven kullanın. Plastik eldiven kullanmayın, içine izci eldiveni giyin. Çünkü deterjanlar alerjiktir ve ufak dozlarda alındığı takdirde kronik olarak kanserojendir. (İzci eldiveni: Pamuk eldiven)

-Bulaşık makinasında kullandığınız deterjan da petrol ürünüdür, kanserojendir. Ne kadar yıkarsa yıkansın kalıntılar kalabilir. Eğer sağlığınızı düşünüyorsanız çıkardığınız bulaşıkları sirkeli suyla ya da limonlu suyla silin.

-Her türlü deterjandan kaçınız. Devamlı olarak zeytinyağı ve defne sabununu seçiniz. Ellerinizi, vücudunuzu hakiki zeytinyağ, defne veya fıstık yağından yapılan hakiki sabunlar da seçilebilir. Bunları örnek olarak söylüyorum. Deterjandan kaçıyoruz ve çok aşırı miktarda suyla duruluyoruz.

-Beyaz olan her türlü iç çamaşırınızı muhakkak yeni aldığınızda en az 2 kere kaynatınız. Çünkü bunlar beyazlatılmak için kanserojen maddelerle yıkanıyor.

-Oda spreyleri doğrudan doğruya petrol menşeli. Zehiri soluyorsunuz. Akciğerinize geçiyor ve dolaylı olarak bağışıklık sisteminizi bozuyor.

-Sebzeleri mevsiminde dondurup saklamakta fayda var. Yalnız bir kez çözülünce onu muhakkak pişirin. Mikro dalgada bir kere ısıtın. Ateşte ısıttıklarımızda ise bir kere ısıtınız. Çünkü bir dahaki sefere değeri ölür. DNA'yı bozar. DNA kırılması da kanserojene yol açar.

-Radyasyon kronik olarak kansere en çok yaklaştıran faktörlerden biridir. Televizyondan çok uzak duralım.

-Çocuklarınıza haftada 2 kez balık çorbası içirin ama içine zerdeçal koymak suretiyle. Soğan, sarımsak ve o mevsimin sebzesiyle yapmalısız. Çocuk anne karnındayken bu terbiyeyi almaya başlamalı.

-Gebeler haftada 1 kilo balık tüketmeli. Bu miktarın üzerinde balık tüketilmesine karşıyız. Çünkü en steril balıkta bile az civarda civa vardır. Bu balıklar dip balıkları olmamalı. Somon veya yüzey balığı, Akdeniz, Ege balığı olmalı. Marmara'nın dip balıklarını lütfen tüketmeyiniz.

-Kanola yağı kızartma için en uygun yağdır. Onun dışında birinci seçeneğimiz zeytinyağdır. Memleketimizin iftihar edebileceği yağdır. Fındıkyağı da tercih edilebilir.

-Çocuklarımız fastfood türü yiyecekleri 15 günde bir yiyebilirler. Ama haftada 3 kez yedikleri takdirde beyin tümörlerinde, lenfomalarda ve lösemilerde 3 kat artış gözükecektir. Çocuklarımıza arada bir verebiliriz. Ama dışarıdaki yiyeceklerin nasıl kızartıldığını bilmiyorsunuz. Ona göre hareket edin.

-Çocuklara meyve ve yoğurdu bol yedirelim. Ancak yoğurdu prebiyotik ve ev yoğurdu olarak kullanalım. Yoğurdunuzu evde yapın. Peynir ve çökelek fazla miktarda yiyin. Keçi peyniri çok faydalıdır.

-Çocuklarımızı beyaz un, beyaz şeker ve tuzdan koruyalım.

-Belki tuzcular üzülecekler ama Konya'ya akan kanalizasyonlar ve kirletici sularla, Türkiye'nin en büyük tuzunu karşılayan Tuz Gölü'müz maalesef torbaların içinde çok iyi steril edilmedikleri takdirde bize kanseri ufak ufak taşıyorlar. Bu nedenle kaya tuzunu tercih edin. Yani turşu kurduğunuz tuzu çekin ve çok az miktarda kullanın. Çünkü tuz da kanserojendir.

-Amerika'daki çocukların tombul olmasının sebebi her şeye şeker katmalarıdır. Ucuz beslenmedir.

-En faydalı gıdalardan birisi cevizdir. Daha sonra fındık ve bademdir. Ayçiçeği açık alın. İşlemden geçmemiş olacak, kavurup yiyebilirsiniz. Ama fındık, ceviz gibi yiyecekleri kabuklu alın. Çünkü içine böceklenmesin diye ilaç sıkılmaktadır. Sonsuz faydaları olan yiyeceklerdir. Günde bir avuç muhakkak tüketiniz.

-Elma dünyanın en faydalı gıdalarından birisidir.

-Plastik, bakır, alüminyum kap kullanılmamalı. Porselen, cam ve çelik kullanın. Meyveleri de bu tür kaplarda yıkayın. Bunların içine litresine göre 9-10 çorba kaşığı elma sirkesi atın. Aşağı yukarı yarım saat bekletin. Sonra tekrar yıkamayın. Tekrar mikrop alır.

-Meyvelerin üzerine parlak görünmesi için mum sürülüyor. Bunları hakiki zeytinyağlı sabundan geçirdikten sonra elma sirkeli sudan geçirin. Ya da elma sirkesi ile ovun. Meyveyi kabuğuyla tüketin eğer sterilse.

                        BURSA-DOGA VE CEVRE GONULLULERI                0 537 727 57 90

 

 

       ÇOK ÖNEMLİ !! ÇOK ÖNEMLİ

      Fordwerke'den tıbbi haber..Kısa süre önce bir kadın son derece önemsenmeyen bir sebepten dolayı hayatını kaybetmiştir. "" SEBEP!.....Hayatını kaybeden kadın Genfer Gölü'nde piknikteyken, bir kutu içeceği (Fanta,Kola.vs.) Kutusundan içti.Pazartesi günü Lozan'daki CHUV'ye sevk edildi ve Çarşamba günü vefat etti.Otopsi sonucu Leptospirozfulgurante'den olduğu anlaşıldı. Tekneye bardak götürmemişti ve içeceği direkt kutudan içmişti. Kutular kontrol edildiğinde, kutularda fare urini (idrari) bulunduğu, yani Leptospiras ile kirlendiği ortaya çıktı. Muhtemelen kadın,
kutunun ÜSTÜNÜ TEMİZLEMEDEN AĞZINA GÖTÜRÜP İÇMİŞTİ... Kutunun üstüne Fare urini bulaşmış ve kurumuş, ki bu zehirli maddeler içermektedir, bu da Leptosiproz'u ortaya çıkaran Leptospiras içerir. Bu kutular fare bulunan depolarda muhafaza edilir ve temizlenmeden Pazar'a surulur.

        Kutular satın alındıktan sonra buzdolabına konulmadan önce bulaşık deterjanı ile özenle temizlenmeli.

      İspanya'da INMETRO tarafından yapılan bir araştırma sonucunda, kutular tuvaletlerden daha da fazla kirlidir!!!

Doç.Dr.Osman Genç

       Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı Kınıklı-Denizli Tıp laboratuarı
 

  • Hasan BEKTAŞ   gönderdi...

    APRANAX ve TÜREVİ AĞRI KESİCİLER

    Senin için önemli olanlara sende gönder Hepimizin basina gelebilecek aci bir olay APRANAX isimli ilaç ile ilgili....
    Vatandasin biri, hafta sonu arkadasinin evine gidiyor. Çok basi agridigindan, arkadasi ona bir Apranax veriyor. Vatandas yutmadan önce ilac agzinda çigniyor, bir kaç dk. sonra suurunu kaybediyor.Çevresindekileri tanimamaya basliyor. Apar topar hastaneye
    kaldiriyorlar ve orada anlasiliyor ki; sebep beyin kanamasi.

    Nedeni ise, Doktorlarin açiklamalarina göre;
    Agrikesicilerin özellikle Apranax ve türevlerinin çignenmesi ya da agizda Aekletilmesi apranax,aprol, aprowell, naprosyn, napradol, kapnax, apraljin, aleve, synax, oprax (kisaca etken maddesi naproksen sodyum olanlar) çignenince; etken madde beyne çok hizli nufuz ediyor ve ölümcül sonuçlara yol açabiliyormus.
    Aman dikkat !!!

 

    Köksal TOPAL     gönderdi

          Danone markasını Türkiye'de bilmeyen yoktur.
          Sabancı Holding ortaklığı ile ve sağladığı güven ile Danone Türkiye'ye girmiş oldu.

          Bu gün Sabancı ile ortaklıklarının bitmiş olmasına rağmen çoğu insan Sabancı Holding ile ortak olduğunu  zannederek bu ürünleri almakta.

          Peki, Fransızlara ait olan  Danone Türkiye'de neden bu kadar çok çocuklar üzerine ürün çıkartmakta ve ucuza satmakta hiç düşündünüz mü? (!!!)
          Aklınıza bir marka düşmanı hatta yabancı düşmanı Profesör yazmış bu mesajı şeklinde bir fikir gelebilir.
          Söz konusu olayın geleceğimiz üzerinde oynanan çirkin bir oyun olduğunu laboratuar sonuçlarını aldığım zaman öğrendim.
          Sizde eğer bilimle özellikle Fen Bilimleri ile ilgileniyorsanız söz konusu üründen alın ve bir fen laboratuarında içerik testi yaptırın (ücreti en fazla 40$) sonra bu sonucu bir nörologla paylaşın bakın neler diyecek sizlere!!!
          Gelişim ve düşünme üzerinde etkili hormanal dengelerin, özellikle muhakeme kabiliyetinin nasıl engellendiğini bir nörolog anlatsın size o zaman benim gibi tatmin olursunuz.
          Danonenin Türkiye için üretilen ürünlerinin içerisine çocukların zihinsel ve bedensel  gelişimini etkileyecek madde olduğu ne yazık ki bir gerçek ve şu an Daninolar sadece 2 ve 12 yaş arası çocuklara yedirilmekte. Yani tam gelişim zamanında. Gelecek nesillerimizin zeki olmasını engellemek için şimdiden yoğun çaba içerisinde oldukları anlaşılıyor ve tüm pazarlama şirketleri şuan Danone ile anlaşmalı. Kapı kapı dolaşıp piyasa fiyatının altında ürünlerini satmaktadırlar. Ayrıca şirketlere ve dağıtım elemanlarına çok iyi ücret ödenerek daha fazla sürüm yapılmakta, daha fazla insana ulaşmaktadırlar.
          Lütfen Danone ürünlerini kullanmayalım. Bu  konuda bizler duyarlı olabiliriz. Ama bu yetmiyor. Marka düşkünü bir gençlik olduğu sürece bu firmaların Türkiye'de ekmeklerine yağ  sürülecektir. Lütfen uyanalım ve uyaralım.

Gerekirse Arayabilirsiniz

 
Prof. Dr. Turan Karadeniz
Karadeniz Teknik Üniversitesi
Ordu Ziraat Fakültesi
Bahçe Bitkileri Bölüm Başkanı ORDU

| anasayfa |  belediye | tüyad | muhtarlıklar | müze projesi | halk kütüphanesi | türkelli kitabı |