İ L G İ N Ç

Bu sayfa, yaşamda zor gibi görünen, ilginç ama gerçek olaylara ayrılmıştır...Paylaşabilirsiniz...

 

Angut’un Sadakati

       Herkesin haksız bir şekilde kullandığı bir ifadedir ‘Angut’. Biri laftan anlamayınca, boş boş bakınca ya da aptallık edince hemen ‘Angut musun?’ der günümüzün insanı. Angut’un aslında bir kuş olduğunu bilmeyen bir sürü insan var ülkemizde.

         Özelliği nedir bilir misiniz? Angut kuşunun eşi öldüğü zaman yanına o anda başka bir yırtıcı hayvan veya bir insan gelse dahi gözlerini bir dakika bile eşinin ölüsünün üstünden ayırmadan o da ölene kadar onun başucunda bekler.

         İşte bu canlının yaptığı en büyük ‘Angut’luk budur. Ayrıca bu olay bütün Angut kuşları için geçerlidir, arada bir görülen bir şey değildir. Dişi olsun erkek olsun bütün Angut kuşlarının
Çok ürkek bir hayvan olmasına rağmen eşinin ölüsünün başında bekleyen Angut kuşuna elinizi uzatsanız dahi oradan kaçmaz.

                                                                             Nihal KURT

 
bir görüş...

                      Elma ve Sarap

     Kadinlar agactaki elma gibidir.
        En iyileri en ust dallarda bulunur.
        Erkeklerin cogu dusup incinmekten korktuklari icin ust dallara uzanmak istemezler.Onun   yerine  yere dusmus curukleri toplarlar cunku onlari elde etmek daha kolaydir.
        
       Yukaridaki elmalar ise Kendilerinde ararlar suçu ve Sorarlar, nerede hata yapiyorum diye.
       Aslinda gercekten hatasiz ve muhtesemlerdir. Sadece dogru erkegin ortaya cikip cesaretini ve yuregini toparlayip o ust dallara ulasmasidir butun olay.
       Lutfen bu gercegi iyi elma olan butun kadinlarla dalindan toplanmis olsalar bile paylasin .


      Erkekler ise ...
         iyi birer sarap gibidir.
         Koruk olarak baslarlar, mayhos ve tatsiz...
         Kadinlar tarafindan canlari cikana kadar cignendikten sonra ancak bir yemegin yaninda
     gidecek kadar tatlanirlar...

                                                           Nihal KURT

 

 

      
    Bilginiz olsun ...

        Eger bir gün ATM makinelerinden bir soyguncu tarafindan para çekmeye zorlanirsaniz,
 PIN kodunuzu ters girmeniz halinde (Örn. 1234 yerine 4321.. Gibi).

         Makine parayi veriyor ancak bu arada polis de çağırıyor.
      
                                                                                                                   Gön: VefaYILMAZ

       Vefa, bir de bu sunumu gönderdi...  Amerike hayali 

 

 
     Günlerin isimlerini kim koymuş?

Haftanın günleri Arapça, Farsça gibi dillerden bize gelmiş. Anlamları şöyle:

Pazar: Farsça bazar (alış veriş için kurulan yer, Pazar)'dan. Pazar'ın kurulduğu gün.
Pazartesi: Pazar'ın ertesi günü
Salı: İbranice salis (üç)'ten, haftanın üçüncü gününe denk gelen gün.
Çarşamba: Farsça cehar-şenbe (dördüncü gün, cehar: dört, şenbe:gün)'den
Perşembe: Farsça penç-şenbe (beşinci gün, penç: beş, şenbe gün)'den
Cuma: Arapça Cem'den Cuma (toplanma, toplantı anlamında) İslam dininin doğuşundan sonra Müslümanların haftada bir toplanıp toplum işlerini görüştüğü, birlikte ibadet ettiği toplanma günü.
Cumartesi: Cuma'nın ertesi günü.

                                                                       Derleyen: Nihal KURT

 

 
 

             AVEA, TURKCELL VE VODAFON KULLANANLAR


Cep Telefonunuzdan hemen ##002# yi tuşlayın
arayın.
( Ekranınıza aktarma iptal diye bir yazı gelecek)
Böylece yönlendirmeyi kaldırmış olun..
Yoksa size ulaşamayan herkesten bir kontör düşecek ...
Ve bu mesajı AVEA, TURKCELL ve VODAFONE kullanan herkese gönderin.
Göndermezseniz siz aradığınızda sizden de kontör düşecek.

Dinlediğiniz 1 sn.lik 'Aradığınız kiş iye ulaşılamıyor' mesajı için bir normal arama karşılığı ücretlendiriliyorsunuz!
İşin garip olan bir başka tarafı, Normal AVEA, TURKCELL ve VODAFONE hatlarında default (fabrika çıkışı) olarak ayarlı bir telesekreter yokken, herkeste bu telesekreter otomatik olarak ayarlı geliyor.
Yani sizin hiçbir şeyden haberiniz yokken böyle bir uygulama yapılıyor.
Arkadaşınızı aradınız ve ulaşamadınız mı? Hemen 1,5 kontör. İki dakika sonra yine mi ulaşamadınız bir 1,5 kontör daha... Kimsenin böyle bir uygulamadan haberi yok, herkes diğer operatörlerde olduğu gibi aranılan telesekreterin bedava olmasını bekliyor.

Bu olayı iptal ettirmek ise trajikomik;
AVEA, TURKCELL ve VODAFON' u arıyorsunuz, durumu anlatıyor ve 'uyanık' olduğunuzu gösteriyorsunuz, onlar da size AVEA, TURKCELL ve VODAFONE hatlı telefonunuzdan ##002# yi aramanız durumunda telesekreterin kaldırılabileceğini anlatıyorlar.

 

 

         şu hayatta neler öğrendik       

 

 

       ULUSLARARASI ACİL NUMARA:
112Eğer telefonunuz kapsama alanı dışıdaysa ve
acil bir durum var ise, 112'yi çevirin. Varolan herhangi bir network
bulunup, yardım isteyebilirsiniz. Daha enteresanı, tuş takımınız kilitli
olsa dahi, 112 çevrilebilir.

 
      EĞER UZAKTAN KUMANDALI ARAÇ ANAHTARINIZI ARACINIZDA KİLİTLİ UNUTURSANIZ:
Aracinizin yedek anahtari baska birinde varsa, aradaki mesafe
ne olursa olsun, o kisiyi cep telefonunuzla arayin. Aracinizin kapisina 25-
30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karsi taraf da yedek anahtarin acma
dugmesine(cep telefonuna yakin bir mesafede tutarak) basin. Kapiniz
acilacaktir ve Bagaj icin de gecerlidir.


       GİZLİ PİL GÜCÜ :
Eger cep telefonunuzun pil seviyesi çok düsükse ve acil bir
telefon bekliyorsaniz; Nokialar, rezerve pile sahiptir. *3370# tuslarına
basarak, telefonunuzu, rezerv pille çalisir hale getirebilirsiniz.
Cihaziniz pil seviyesinde %50 artis gösterecek ve telefonunuzu sarj
ettiginizde, rezerv piliniz de tekrar dolacaktır.
 
        444 0 911
Turkiye'deki tum hastaneler ayni numarada birlesti.Acil
durumlarda 444 0 911 numarali telefon hattini arayan vatandaslar, en yakin
hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek, ilgili hastaneden ambulans aninda
yola cikacak.Cep telefonundan aranma durumunda ise oturulan sehrin alan
kodu ile birlikte 444 0 911 numaralı hat aranacak. Ornegin cep telefonundan
(0212) 444 0 911 numarayi arayan vatandas, Istanbul'da, kendisinin
bulundugu noktaya en yakin hastaneye en hizli sekilde ulasabilecek.Sabit
telefonla aramada ise herhangi bir kod cevirmeden direkt 444 0 911
aranacak. Bu telefon arandiginda kisiye en yakın hastaneden ambulans olay
yerine gönderilecek.
 

 

Merhaba arkadaşlar
Köyde evimizin yan tarafında bir değişik böcek gördüm. Çok değişik bir böcek ilk defa gördüm fotorafını çektim.Sizlerle paylaşmak istedim. Sevgilerimle
güler ipek

 

 

Eşeğin kurtuluşu...

Günlerden bir gün, köylerden birinde, bir adamın eşeği kör kuyulardan birinin içine düşmüş. Niye düşer, nasıl düşer diye sormayın. Eşek bu, düşmüş işte.

Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, anırmış, sesini duyurmaya çalışmış. Derken eşeğin sahibi gelmiş kuyunun başına.

Bakmış zavallı eşek kuyunun dibinde melül mahzun bakınıyor. Üstelik de yaralı. Bir hal çaresi düşünürken bir koşu gidip köylüleri yardıma çağırmak gelmiş aklına.

Ne yapsak, ne etsek de şu eşeği kuyudan çıkarsak derken, bakmışlar ki hayvan zaten yaralı, belki de kırık çıkığı da var, çok acı çektiği de belli, artık kurtarılsa da işe yaramaz düşüncesiyle çıkarmaktan vazgeçmişler ve üzerini toprakla doldurmaya karar vermişler. Herkes eline geçirebildiği ne varsa başlamışlar kuyuyu toprakla doldurmaya.

Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları her seferinde silkinerek üzerinden atmış. Onlar yukarıdan atmış, eşek silkelenerek her defasında toprağı altına almış.

Derken, ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her defasında biraz daha yükselmiş ve giderek yukarıya çıkmaya başlamış eşek. Köylüler de şaşırmışlar hayvanın giderek yükselmesine. Onlar atmış eşek yükselmiş derken neticede hayvan yukarıya çıkmayı başarmış.

                               Feriha Bektaş yolladı

 

 

   Trafik kazası... Hastane...Para ödememek...

·  2918 sayılı Trafik Kanunu'na göre, Trafik kazası neticesinde yaralanarak hastaneye kaldırılarak tedavi altına alınan kazazedelerin hastane ücreti ödememeleri lazım.

·  Ancak şuna dikkat edilmeli; Hastaneye getirildiğinizde size veya yakınlarınıza 'yapılacak müdahale ve tedavi ücretlerini ödeyeceğinizi taahüt eden' bir vesika imzalatmak isteyebilirler.

·  Bunu imzalarsanız, bedava tedavi hakkınızı kaybedersiniz.

·  Böyle bir vesikayı imzalamanızı istedikleri zaman şu teklifte bulunun; 'Eğer ben bu vesikayı imzalamaz isem, bana müdahale etmeyeceğinizi ve beni tedavi etmeyeceğinizi bildiren bir vesikayı, hastane adına tanzim edip bana verir misiniz?'

·  Göreceksiniz bunu talep ettiğiniz anda, hastane yetkilileri, sizin 2918 sayılı kanunu bildiğinizi anlayıp, hastanenin bütün imkanlarını sizin için, bedava olarak, seferber edeceklerdir.

·  Toparlayalım: Hastane acil servisi, kendisine gelen veya getirilen kazazedenin maddi durumu veya sosyal teminatının olup olmadığına bakmadan icap eden müdahale ve tedaviyi bedava olarak yapmaya mecburdur.

·  Bu tedavi neticesinde meydana gelen masraf, Sağlık Bakanlığı Karayolları Trafik Döner Sermaye İşletmesi tarafından karşılanacaktır.

·  Böyle durumlarda hastanelerin kazazedelerden para talep etmeleri bir suçtur.
Hepinize kazasız, belasız günler, yolculuklar temenni ederim.

                                                                     Köksal TOPAL gönderdi

 

 

Öğrenilmiş Güçsüzlük'...Ana babalara...

Bir laboratuarda deney yapılıyor. İçinde bir büyük ve çokça küçük balığın olduğu kocaman bir akvaryum konuyor.

Haliyle, büyük olan acıktıkça küçükleri yiyor... Daha sonra akvaryumun ortasına dikey bir cam yerleştiriliyor,

böylece akvaryum ikiye ayrılıyor. Büyük balık bir tarafa küçük balıklar da diğer tarafa yerleştiriliyor.

Büyük balık cam bölmeyi geçmek ve küçük balıkları yemek için defalarca deneme yapıyor.

Bu durum tam 28 saat boyunca sürüyor. 28 saatin sonunda büyük balık artık diğer tarafa geçmek için mücadele etmeyi bırakıyor.

Deneyin sonunda cam bölme kaldırılıyor. O da ne!!! Büyük balık küçükleri yemek için hiçbir hamle yapmıyor.

Saatler geçtiği hâlde onları yemediği görülüyor.

Buna psikolojide 'Öğrenilmiş Güçsüzlük' deniyor.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

İstatistiklere göre bir çocuk ergenlik yaşına gelinceye kadar ortalama 148.000 defa

anne babasının, 'yapma; elleme, dokunma,' gibi sözlerini duyuyormuş.

Böyle olunca da çocukta büyüyünce 'yapamama', 'edememe' özellikleri gelişiyor ve özgüvenini yitiriyor.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Degnekten At

 İki çocuklu bir aile hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler.
Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar.

Uzun bir yürüyüşten sonra  oldukça yorulan küçük çocuk yalvarırcasına bakan gözlerle,

'Babacığım çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?' der.

Baba; 'Ben de yorgunum oğlum'' der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden ağaçtan bir dal keser.

Dalı bıçakla biçimlendirip, çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar.

Sonra dalı oğluna verir. 'Al oğlum, sana güzel bir at' der.

Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına doğru gitmeye başlar.

Babasını ve ablasını geride bırakmıştır bile...
Baba gülerek kızına: 'İşte yaşam budur kızım. Bazen zihnen ya da bedenen kendini çok yorgun hissedeceksin.

İşte o zaman kendine değnekten bir at bul ve neşe ile yoluna devam et.

Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir çiçek, bir şiir yada bir çocuğun tebessümü olabilir.'
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Değnekten atınız hiç eksik olmasın...                                      Nebahat KURT gönderdi

 

 
 

      TANRININ KAHVESİ
 
      Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner. Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir. 

     Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler :
 
' Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı. Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında. Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız. Sunu bir düşünün: Hayat kahvedir. Is, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.

      Bazen sadece bardağa odaklanarak Tanrının sunduğu kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz. Kahvenizin tadına varın!

*En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.*

Nebahat KURT ÇETİN  gönderdi

 

 


       ESNEMEK

           Esnemek, beyni serinletiyor ve daha randımanlı çalışmasını sağlıyor. Esnemenin birincil amacının beyin sıcaklığını kontrol altına almak olduğunu açıklayan araştırmacılar, ortaya çıkan bulguların uykudan önce ve sonra niçin esnediğimiz, niçin belirli hastalıkların esnemeye yol açtığı, burundan nefes aldığımızda ve alnımız serinleyince esnemenin niçin durduğu gibi esneme hakkındaki çeşitli sırları çözdüğünü belirtiyor Binghamton Üniversitesi Biyoloji Bölümü'nde araştırmacı Andrew Gallup, "Beyin bilgisayarlar gibidir. Serinlediği zaman daha iyi çalışır. Esnemek de beyni serinletiyor ve dolayısıyla daha randımanlı çalışmasına yol açıyor. Başka bir deyişle esneme bilgisayarlardaki fanın işlevini görüyor." dedi.

      Gallup ve meslektaşları Michael Miller ve Profesör Anne Clark, papağanlarda esnemeyi analiz ettiler. Avustralya'da yaşayan bu papağanlar nispeten daha büyük beyine sahipler. Yeni bulgular aynı zamanda yorgun insanların niçin sık sık esnediğini de açıklıyor. Yorgunluk ve uykusuzluğun esnemeyi harekete geçirerek beyin sıcaklığını artırdığı görüldü. Esnemenin beynin uyku halinden uyanıklık dönemine geçerken bu geçici hallerini kolaylaştırdığı görüldü.

Nihal KURT gönderdi

 

 

Geleneklerin ilginç öyküsü

Bebeği leyleğin getirmesi, bayrakların yarıya indirilmesi, düğünlerde pasta kesme gibi tüm ülkelerde uygulanan geleneklerin ilginç öyküleri bulunuyor.

AA muhabirinin internet sitelerinden yaptığı derlemeye göre, annenin yeni bir bebeği dünyaya getirmesi evin diğer küçük çocukları için hep şaşırtıcı oluyor. Çocuklar kendi bebekliklerini hatırlayamadıkları için bu sürekli ağlayan, mama bekleyen, özel ilgi isteyen yeni varlığın nereden ortaya çıktığı, en çok sordukları sorulardan biridir.

Bebeği leyleklerin getirdiği hikayesinin kökeni Kuzey Avrupa’ya, İskandinavya’ya kadar gidiyor. Göçmen kuşlardan olan leylek, yaşam tarzı ile insanların daima ilgisini çektiğini belirten uzmanlar, kuşlara göre uzun sayılabilecek 70 yıllık ömürlerinde, her sene aynı yuvaya dönmeleri, insanlara yakın olarak evlerin bacalarında yuva yapmaları, tek eşli yaşamları, yavrularını yuvada uzun süre itinayla beslemeleri, genç yetişkin leyleklerin ailenin dermansız yaşlı bireyleri ile ilgilenmeleri, onlara yiyecek temin etmeleri ve korumaları insanlarda saygı uyandırdığını bildirdi.

Leylekler sulak yerlerde, bataklıklarda yaşayan kurbağa, yılan, sıçan, salyangoz gibi hayvanlarla beslendiklerinden ayrıca faydalı olduklarına dikkat çeken uzmanlar, bazı ülkelerde insanlar uğur getirdiklerine inandıklarından, leylekleri çekmek ve bacaları üstüne yuva yapmalarını kolaylaştırmak için damlarına kazıklar üzerinde tekerlekler konulduğunu kaydetti.

Antik Roma devirlerinde insanların, leyleklerin düşünceli, özverili yaşam tarzlarından etkilendiklerini bu nedenle küçüklerin yaşlı büyüklerini gözetmeleri konusunda çıkarılan yasalara ’leyleklerin yasası’ adı verildiğini belirten uzmanlar şunları söyledi:

"Benzer şekilde eski Yunan’da da ’stork’ (leylek) ismi ’storge’ olarak ’tabiattaki güçlü sevecenlik’ anlamında bir deyim olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak, Anadolu’da güneyden, Arabistan yönünden geldiği için ’hacı leylek’ diye nitelendirilen, doğum yapılan evin bacasında oturan bu saygın kuş, yeni doğan bebeğin nasıl geldiğinin çocuklara en şirin şekilde açıklanabilmesi için anneler tarafından aracı olarak seçilmiştir. Kuzey Avrupa’da yüzyıllar boyunca popüler olan bu hikayenin Avrupa’nın diğer yörelerine ve dünyaya yayılması 19. yüzyılda Danimarkalı ünlü masal yazarı Hans Christian Andersen’in yazdığı masallar sayesinde gerçekleşmiştir. Ayrıca leyleklerin ses telleri yeterince gelişmemiştir. Eşlerini çekmek için gagalarını tıkırdatarak, kanatlarını açıp kaparlar. Yani ’leyleğin ömrü laklakla geçer’ ifadesi haksızdır. Laklak denilen sesler aslında sevgi sözcükleridir."

BAYRAKLARIN YARIYA İNDİRİLMESİ

Bayrakların yarıya indirilmesi geleneğinin kökeninin ise eski deniz savaşlarına kadar uzandığını bildiren uzmanlar, o devirlerde her bir savaş gemisinin direğinde kendine özgü renkli bir bayrak olduğunu ifade ettiler.


Bir deniz savaşından sonra yenilen geminin, galip tarafın bayrağını asmak zorunda olduğunu, bunun için de kendi bayrağını yarıya çekerek üstte yer bıraktığını anlatan uzmanlar, "Günümüzde böyle bir durum söz konusu değilse de bayrakları yarıya indirmek bir saygı ifadesi olarak kaldı. Milletlerin matem günlerinde, önemli devlet adamlarının ölümünde, diğer milletlerin de bayraklarını yarıya indirmeleri, mateme katılmak anlamında uluslararası bir gelenek haline geldi" dedi.


Uzmanlar ayrıca, hangi ulustan olursa olsun denizde birbirinin yanından geçen gemilerin, geçiş süresince bayraklarını yarıya indirmeleri geleneği, saygının bir ifadesi olarak günümüzde hala devam ettiğini anımsattı.

ÇATAL-KAŞIK KULLANMA

Avrupa’da Rönesans başlangıcına, diğer bir deyişle insanların titizliğin ve temizliğin farkına varmalarına kadar, bütün bir tarih boyunca yemek yerken ellerin kullanıldığına dikkat çeken uzmanlar, yemek yerken kullanılan parmak sayısının o kişinin statüsünü gösterdiğini söyledi. Normal insanların beş parmaklarını kullanmalarına karşılık, asiller üç parmaklarını kullandıklarını
ifade eden uzmanlar, şöyle devam etti:

"Aslında Latince çatal anlamına gelen kelime, çiftçilerin hasadı havaya atıp savurmada kullandıkları dev çatalların isminden türemiştir. Bunların çok küçükleri Türkiye’de Çatal Höyük’de yapılan kazılarda bulunmuş ama ne işe yaradıkları, milattan 400 yıl öncesinde sofralarda yemek yemede kullanılıp kullanılmadıkları tam anlaşılamamıştır. Çatal konusunda kesin bilinen bir şey, ilk defa 11. yüzyılda Toskana’da (İtalya) ortaya çıktığıdır. İki uçlu olan bu çatallara insanlar ’Tanrının bahşettiği yiyecek yine Tanrının verdiği parmaklarla yenilebilir’ diye şiddetle karşı çıktılar.

Fransız ihtilalinin biraz öncesinde Fransa’da yavaş yavaş dört uçlu çatallar kullanılmaya başlandı. Zamanla çatal kullanmak lüks, asalet ve statü göstergesi oldu. Çatalla birlikte sofralarda her insan için ayrı tabak ve bardak kullanmak adeti de gelişti, toplumun tüm sınıflarına ve giderek dünyanın diğer yerlerine de yayıldı."

İnsanların, çatala karşı gösterdikleri direnci kaşığa göstermediklerini bildiren uzmanlar, bunun da sıvı bir şey içmek için eli kullanmanın iyi bir alternatif olmamasından kaynaklandığını kaydettiler.

Çatalı sol elle tutma gibi gösterişe yönelik nezaket kurallarının, çatal kullanımı halka yayılınca da devam ettiğini belirten uzmanlar, "Avrupa’da ve oradan yayılan kültürlerde, yemek süresince çatalın sol, bıçağın sağ elde tutulması gelenek haline geldi. Avrupalılar çatalı ellerinde tutarlarken çatalın uçları yere bakar. Amerikalılar ise çatalı sağ elde uçları yukarı bakacak şekilde
tutarlar" dedi.

DÜĞÜNLERDE PASTA KESME

Günümüzde düğüne, evlenen çift tarafından bir pastanın kesilmesiyle başlanılmasının vazgeçilmez bir adet haline geldiğini ifade eden uzmanlar, pastanın kat kat yüksekliğinin biraz da sosyal statü olarak görüldüğünden gelin ile damadın, boylarını aşan bu pastaları, kılıç gibi uzun bir bıçak kullanarak ancak kesebildiklerini belirtti.

Romalılar devrinin başlangıcında aşçıların çok saygın bir meslek grubunu oluşturduklarını bildiren uzmanlar, bu aşçıların milattan yaklaşık 100 yıl önce bazı adetleri değiştirdiklerini söyledi. İlk önceleri düğünlerde küçük ve tatlı kekler yapıldığını ve düğüne getirilen keklerin bereket getirmesi için gelinin başı üstünde ufalandığını ve çiftin bu kek kırıntılarını birlikte yemesi gibi bir
adet başladığını bildiren uzmanlar, şunları kaydetti:

"Zaman geçtikçe misafirler de evlerinden getirdikleri fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler ve bala bulanmış bademlerle düğün törenine katkıda bulunmaya başladılar. Adet hızla Avrupa’nın batısına, oradan da İngiltere’ye geçti. İngiliz aşçılar kekleri bir çeşit biraya batırıp kendilerine has düğün pastalarını yarattılar. Orta çağın başlarında ise bu adet bir süre unutuldu. Gelinin başına buğday ve pirinç dökülmesi tekrar moda oldu. Ne zaman ki dekoratif ve süslü bisküviler, yağlı çörekler ortaya çıktı, adet yine değişti. Misafirler bunları
evlerinde yapıp düğüne getirmeye başladılar. İngiltere’de ise bu getirilenler üst üste yığılmaya başlandı. Yiyecek yığını ne kadar yüksekse o kadar iyi, o kadar çok bereket habercisi idi. Evlenen çift bu yığının üzerinden birbirlerini öptükten sonra öncelik gelinde olmak üzere yiyecek tepeciğinin yenilmesine başlanıyordu."

Uzmanlar, İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki mesleklerine yönelik yaratıcılığın, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adetinin de yayıldığını ve düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdiğini dile getirdi.
Uzmanlar, İngiliz ve Fransız aşçılar arasındaki mesleklerine yönelik yaratıcılığın, en iyi, en dekoratif ve en lezzetli pastayı yapma yarışı süreci içinde düğün pastası adetinin de yayıldığını ve düğün törenlerinin olmazsa olmazları arasına girdiğini dile getirdi.
                                                                                 Köksal TOPAL gönderdi

 

 
           

 | anasayfa | belediye | tüyad | muhtarlıklar | müze projesi | halk kütüphanesi | türkelli kitabı |